0212 342 43 42

|

bilgi@remaxahenk.com

Hayallerinizin yanınıza bizi not edin…

Zekeriyaköy Merkez Mevkii 1. Cadde No:64/1 Sarıyer/İstanbul-Avrupa

EN

Yeniköy Ahmet Afif Paşa Yalısı

Ahmet Afif Paşa Yalısı; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında İstinye-Yeniköy sahil yolu olan Köybaşı caddesinde üzerinde yer alan bu yalı Levazımat Reisi ve Birinci Ferik Ahmet Afif Paşa tarafından 1900–1910 yıllarında Mimar Alexandre Vallaury’e yaptırılmıştır. Bu yalının ilk sahibinin Koca Reşit Paşa’nın kızı Ferendiz Hanım’a ait olduğunu Haluk Şehsuvaroğlu belirtmiştir. Bu durumda Ahmet Afif Paşa’nın bu yalının yerine yenisini yaptırdığı anlaşılmaktadır. Yalı zemin üzerine iki normal bir de çatı katından meydana gelmiştir. Yalının girişleri sağ ve sol yan cephelerinde üç kollu merdivenler ile sağlanmıştır. Kara tarafı cephesinde ise yalnızca servis merdivenlerine açılan servis girişleri bulunmaktadır. Yalının planı denize dik bir eksene göre simetrik olarak yapılmıştır. Bu nedenle deniz cephesi dar, kara cepheleri daha geniş olup, yalının her odasından denizin görülmesi böylece sağlanmıştır. Yalının ana merdiveni yalnızca iki katı birbirine bağlamaktadır. Deniz cephesindeki köşe odaları küçük çıkmalar halinde denize yönelmiştir. Bu yöneliş yalı mimarisinde tek bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca bu çıkmalar kuleler şeklinde daha belirginleştirilmiştir. Mimari düzeninde dengeyi sağlayabilmek için de yalının kara tarafındaki iki köşesine de soğan kubbeli iki kule daha eklenmiştir.

Yalının deniz cephesi, ince uzun pencereleri, pencereler ile katlar arasındaki boşlukları dolduran mimari dekorasyon ile hareketli bir görünüm sağlanmıştır. Ayrıca ahşap panolar onları tamamlamıştır. Burada Mimar Vallaury üç açıklıklı mimari öğelere de yer vermiştir. İç mekânlarda ise birinci ve ikinci katlardaki tavanlar muşamba üzerine alçı ve altın varaklı kalem işleri ile bezemeler yapılmıştır. Yan duvarlarda sistematik şekilde panolar halinde kalem işlerine yer verilmiştir. Kara cephesindeki odaların tavan göbeklerinde ise ağırlık rokoko üslubundadır.

Tarabya Kalender Sahilhanesi

Kalender Kasrı ve Kalender Sahilhanesi; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Yeniköy Tarabya Caddesi arasında Kalender ordu evi içerisinde kalmış ola yapının tarihi 1605’lere uzanır. Yeniköy’de ilk tarihi eser binayı yaptıran, Sultanahmet cami bina emini, Kalender çavuş olmuştur. Kalender çavuş burada büyük bir hamam ve sahilsaray yaptırdı. Semt bu nedenle de Kalender adını aldı. Halen ordu evi olarak kullanılan Kalender köşkü, Padişah Sultan III. Ahmet döneminde (1703-1730) Sadrazam Damat İbrahim paşa tarafından yaptırıldı. Bu bina daha önce Kalender Çavuş tarafından yaptırılan binanın temelleri üzerine inşa edilmiştir. Bazı kaynaklarda bu binanın 1866-1875 yıllarında yaptırıldığı belirtilmektedir. Kalender köşkünde, Sultan Aziz 27.09.1864 tarihinde III.Napoleon’un kuzeni Muray’ı kabul etti. Bu muhteşem köşk bir kaç kez yangın geçirmiştir. Son kez 1939 yılında yandı. 1967 yılına kadar harap bir vaziyette kalan yalı, bir kat ilavesiyle yeniden inşa edilmişi ve günümüzde ordu evi olarak kullanılmaktadır.

Tarabya İtalyan Sefareti

İtalyan Sefareti; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Tarabya Kefeliköy Caddesi No:18 arsada 1906 yılında Raimondo D’aranco tarafından inşa edilmiştir. Yalının üslubu: Neo-barok hakim olarak art-nouveau olup, kagir, ahşap, horasan, bağdadi karışımı olarak inşa edilmiş 53 oda, sofadan meydana gelir. Tarabya’nın Büyükelçiler sahilinde, beş katlı, geniş saçaklı ve büyük hacimli bir yapı olmasına rağmen, solundaki Tarabya Oteli’nin kitlesi yanında adeta sinmiş gibidir. Kuzey rüzgarlarının devamlı olarak çarptığı burunun dönemecinde, ayrı şekilde, cumba ve balkon ve saçaklarının eklektik üslubuyla, gözlerin, bu suların yanında özlediği sükunetten uzak, İtalyan Büyükelçiliği Yazlığı.

Binanın büyük, ahşap ana kapısından başka, sağ ve solunda iki demir bahçe kapısı var. Sağdaki kapı, müstahdemlere ait olup, ana binaya ahşap üzeri kapalı köprü ile bağlı; önü küçükçe bir taşlık. Sol kapı, birkaç ağacı bulunan, arabalık kısmının bulunduğu metruk bir bahçeye açılıyor. Ana binada da her iki bahçeye yan kapılar var. Giriş, 18/2 no.lu büyük kapıdan, sağ ve solunda küçük odalar, karşı tarafta beş basamak merdivenler üzerinde camekan bulunan taş bir hol. Tekne tavan, küfe örgüsü şeklinde, ortasında latince “Restituit A.D. MCMVI” ibaresi okunmaktadır. Camekanın mermer merdivenleri üzerinde -kenarları kare planlı ve yarım olmak üzere- dorik nizamında sütunlar, daha girişte gösterişli bir etki yapıyor. Sütunlu ve camekanlı holden geniş, dikdörtgen mermer hole girilince karşıda, yuvarlak bir niş içinde İtalyan armasını temsil eden, oturan kadın heykeli görülüyor. Solda ve sağda çeşitli odalar ve servis kapıları; Yeniköy’deki Sait Halim Paşa Yalısı’nda olduğu gibi, yüksek bekleme kanepeleri.

İç duvarlar bağdadi. Solda iki ahşap sütun bulunmaktadır. Heykel yanından bir aralığa ve servis dairesine geçiliyor, bahçeye çıkılıyor. Eski yapıların geleneklerinden biri olarak burada ahşap bir servis merdiveni de var. Tavan ahşap, süslemeleri aşık yolu tarzında yaldızlı, soleyli. Barok üsluplu çeşme tarzında mermer el yıkama yeri. Holde, abidevi merdiven altında iki küçük oda bulunuyor. Yapının gösterişli kısımlarından biri sağdaki, büyük bir mekanı kaplayan, yuvarlak babalarıyla ve büyük furuşlarıyla önce çift, sonra tek, sonra tekrar çift olarak yükselen merdiven. Birinci sahına kadar döşemesi ve korkulukları mermer. Merdiven duvarında -binanın kuzey yönü- dikdörtgen üçlü, makaralı, giyotin pencerelerinde ahşap kepenkler var. Merdiven de birinci sahından itibaren ahşap olarak devam ediyor. Şimdiye kadar gördüğümüz kısımlarda çok arma ve şövalye başları var. Trabzan korkulukları oluklu merdane şeklinde. Merdivenin ahşap kısmının altında melek kabartması var. Holden ikinci kata çıkılınca: önce küçük bir merdiven sahanlığı, bölme ve geniş bir sofa.

Tarabya Huber Sahilhanesi

Huber Sahilhanesi; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Tarabya Yeniköy sahil yolu 36 numarada 1900 tarihlerinde Alman Krupp firmasının Türkiye temsilcisi Huber tarafından yapılmıştır. 34.046 metrekarelik dev bir arazi içindedir. Boğaz’a, 19. yüzyılın son çeyreğinin belirli bir döneminin damgasını vuran yalı ve köşk örneklerinden biridir. Avrupa şatosu tipindeki, büyük yapılardan kalan son birkaç örnekten bir tanesi, Tarabya’daki bu Huber Malikanesidir.

Osmanlı İmparatorluğuna, son yarım yüzyılında silah satan Krupp’un Türkiye temsilcisi olan Huber’e aittir. Bu bilgi 1918 tarihli, Şehremaneti’nin Boğaziçi haritasında Mösyö Hofren’in Yalısı olarak kayıtlıdır. Huber’den sonra binalar bir prensese satılıyor; prenses de bir Türk generaline, o da Fransız Marabetlerine satıyor. II. Dünya Savaşı sırasında geçici olarak Fransız Sörler Okulu olarak kullanılıyor. 1973 senesinde, on dört ortaklı, yönetim kurulu başkanının Tahir Cebi olduğu, “Boğaziçi İnşaat ve Turizm Şirketi” 11 milyon liraya malikaneyi ve müştemilatını satın almıştı. Anıtlar Kurulu inşaat izni vermemiştir. 1985 yılından itibaren Cumhurbaşkanlığı Köşkü olması için çalışmalar başlamıştır. Bodrumları, depoları var, kayıkhanesi yok. Buna mukabil sağ yönünde araba kapısı, arabalıkları ve seyis daireleri var.

Elektriği mevcut, havagazı yok. İçi ve bazı kısımları ahşap, duvarları bağdadî. Pencere korkulukları altında aşıkyolu motifler; saçaklarda furuşlar, ortadaki bina ile müştemilat binasında ahşap sivri uçlu akroterler; dantel, ahşap kepenkler; güney binasında dam korkuluğunda koçbaşları, kadın başları, balkonlar, çıkma kuleler, destekler var. Kalorifer, şömine ve mutfak için bacaları mevcut, damı Marsilya kiremitli kaplı. Dış merdivenleri taş. Üç kapılı geniş bir duvar gerisinde yapılmış, sahilhanenin iç odaları düz sıva. İç merdivenleri ahşap; birinci kattan ikinci kata ortadan; ikinci kattan üçüncü kata kenardan çıkılıyor. Çatı katında sadece su deposu var.

Taşlıktaki (kırılmış) şömine basit. Avizeler alınmış, çalınmış, eşyalar çarçur edilmiş. Güney binası, güney kapısında bulunan mutfağın ortadaki fırını, parlak borusu ve muslukları; duvarda madeni kepenkli, fayans ocaklar dikkate değer. Bu cephedeki kagir duvarda, rölyef halinde, el ele tutuşmuş, dans eden çelenkli çocuklar panosu görülüyor. Koru ve batı yönünde, çatının baca sağ kenarında kabartma Grek başı ile altında Latince Salve yazısı okunmaktadır. Salve, Fransızca: salvo ile top atışı; Latince: kurtuluş anlamına geliyor. Bu kelime, Kanlıca ile Anadoluhisarı arasında “Marki” Ahmet Necip Bey Yalısı girişinde de görülecektir. Yapının inşasında kastedilen anlamı, İtalyanca “selam” demektir. Bu kelimeden de sahilhaneyi, bir İtalyan mimarın yaptığı anlaşılıyor. Korunun cadde üzerinde bir de sebze bahçesi var. Suyu kalender Mahallesi arkasından borularla geliyordu, halen kesilmiştir. Koruda 1,5 metrelik yeşil ve kahverengi yılanlar; ağaçlarda da mevsiminde bol kuş bulunuyor. Yollara beton dökülmüş.

Birinci sette betondan abidevi küçük bir çeşme de -şimdi suyu kesilmiş- bir kadın uzanmış, avucundan çocuklara su veriyor. Diğer uçta Huber’in ölen köpeklerinin heykelleri bulunan mezarı. Geniş koruda, ceviz, bol aylantus, ıhlamur, çam, meşe, kestane, palmiye, çakal eriği v.s. Bahçenin, denize nazır, abidevi çam ve diğer görülmesini tavsiye edeceğimiz ağaçlarının bulunduğu geniş platformda zengin camekanlı, ferforje ser ile; taş, yüksek bir kaide üzerinde küçük köşk, sade ve geleneksel üsluplu, kepenkleri kapalı duruyor.

Tekrar ana binadan başlarsak, üzerinde Salve yazan kapıdan küçük bir köprü ile arka bahçeye çıkılıyor. Buradaki setten bakılınca genel karakteri art-nouveau olmakla beraber, Çin, Arab, Acem, Osmanlı, İtalyan, Fransız, İngiliz tesirleri de görülüyor. Adeta ayrı ayrı milletlerden mimarlar nöbetleşe çalışarak yapıları tamamlamışlar gibi. Boğaziçi tarihiyle ilgilenen bir zatın naklettiğine göre; Huber Malikanesinin yapılışı şöyle imiş: “Sultan Abdülaziz’in Fransa ziyaretini iade etmek maksadıyla, Fransa İmparatoru III. Napoleon’un eşi İmparatoriçe Eugenie, 1869 senesi Ekim ayında İstanbul’a geldiğinde, Sultan Aziz, İmparatoriçe’nin nedimesi için bu villayı yaptırmış ve ona hediye etmiş. Eugenie Fransa’ya döndüğü zaman nedimesi burada kalmış; bina sonra Fransız Sefarethanesine intikal etmiş.”

Denizden bakışa göre, binaların yüzölçümü:

Soldaki merkez bina 619 metrekare, sağdaki bina 252 metrekare ve bahçedeki arkadaki müştemilat binası 70 metrekare olmak üzere toplam 941 metrekaredir. Cadde duvarı, Kalender yönünde görülen kagir, üzeri balkonlu çayhane, Cumhurbaşkanlığı yazlığı olarak restore edilirken inşa edilmiştir.

Çelik Gülersoy, anlatıyor:

“Herr Huber, çok çiçeksever bir zatmış. Doğa hayranıymış. Yeşilliğe meraklıymış. Yalının korusundaki bütün ağaçları, kendi eliyle sularmış. Ölünce burada hiç varisi kalmamış. Hukukçu ve iktisatçı olan, İttihat ve Terakki erkanından, Şirket-i Hayriye’nin başı Necmettin Molla, Almanya’ya gidip yalıyı oradaki mirasçılarından çok ucuza kapamış. Sonra da Hıdiv İsmail Paşa’nın torunlarından Prenses Kadriye’ye satmış. Ne var ki, Boğaz iklimi, sıcak iklime alışmış olan Prenses Kadriye’ye sert gelmiş. Bu yüzden de yalıda uzun müddet oturamamış. İşte o zaman Notre Dame de Sion’a hibe etmiş. Ondan sonra da 1973’te bir inşaat şirketi satın almış yalıyı.”

Tarabya Alman Sefareti

Alman Sefareti; İstanbul Boğazı’nın Rumeli yakasında Tarabya Yeniköy caddesinde 1882 yılında Almanlar tarafından 1885 yılında yaptırılmıştır. Almanya Büyükelçiliği Yazlığı, Denize hayli geniş bir cephe veren büyük bir bahçe içindeki ana bina, yeni elçilik evi ve müsteşarlık binasından oluşmaktadır. Bu yapıların arasında ise şapel, çeşme ve mezarlık bulunur. Sultan II. Mahmut 1828 ‘de karargahını, önceleri bu binaların yerinde bulunan Tarabya Kasrı’nda kurmuştur. Kırım Savaşı’nda İngiliz Deniz Kuvvetleri Hastanesi olarak kullanılan kasır, dönem dönem padişahlar tarafından kullanılmış, nihayetinde Şehzade Abdülmecit’e verilmiştir. Sultan Abdülmecit kasrı yıktırmış ama yerine yenisini yaptırmamıştır.

Arazi 1880 yılında Sultan II. Abdülhamit tarafından diplomatik kullanım amacıyla Alman İmparatorluğu’na hediye edilmiştir. Yapının 1882’de Cingria isminde bir mimar tarafından tasarlanan ilk projesi, Atina’da arkeolog olarak görev yapan W. Dörpfeld tarafından gözden geçirilmiş ve üzerinde bazı değişiklikler yapılmıştır. Cingria’nın çalışmalarına karşın Dörpfeld, Osmanlı mimarisini dikkate almıştır. Binanın 1885 yılında başlayan inşaatı, Armin Wegner tarafından üstlenilmiş ve iki yıl sonra tamamlanmıştır. Yapıların yerleşiminde, arazi konumundan ötürü simetri uygulanamamıştır. Binalar dikdörtgen planlı ve ikişer katlı olup, üzerleri kırma çatı ile örtülüdür. Bu çatıların üzerine gizli çatı katları yerleştirilmiştir. İki yan cephelerde çatılar üçgen alınlıklarla daha belirgin bir şekle sokulmuştur. İç düzende simetri kendisini açıkça göstermektedir.

Ahşap ve bağdadi ana bina, şale biçimindedir. Planları ana çizgileriyle klasik olmasına karşın, cephelerde oryantalist öğeler yer alır. Merkez odasının sekizgen planı ve kullanılan ahşap sütunlar, zamanında Boğaz’da bulunan yalıların karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır. Dilimli moresk kemerlerin kule figürleri ve çatı uçlarında görülen mızrak biçimli öğeler dikkat çekicidir. Ön kısımda, denize yönelik elçi evinde ise tamamen eklektik üslup hakimdir. Almanya Büyükelçiliği Yazlığı’nın on sekiz dönümlük park alanı üzerinde, 1916 yılında Çanakkale Savaşı’nda hayatını kaybeden Alman askerleri için bir şehitlik inşa edilmiştir. Burada Mareşal Goltz (1843-1916) ve 265 askeri gömülüdür. Aynı yerde bulunan abide, heykeltıraş Georg Kolbe’nin eseridir. Arazinin taraça şeklinde tasarlanışı da Kolbe’ye aittir.

Üst bahçe terasında ise 1835–1839 yıllarında Türkiye’de bulunmuş olan General Moltke’nin anısına bir anıt yapılmıştır. Burada bronz bir madalyon içerisinde Moltke’nin porfirden yapılmış portresi bulunmaktadır. Ayrıca kaidenin bir yüzünde, Sultan II. Abdülhamit’in tuğrası, diğer yüzünde de İmparator II. Wilhelm’in monogramları vardır. Arazi üzerinde hem katolik, hem de protestan kilisesi tarafından kullanılan küçük bir de şapel de yer alır. Zamanında imparatorluk yatına ait denizcilerin kaldığı bu ev “Denizci Evi – Matrosenhaus” diye adlandırılmaktadır. Günümüzde burada 1. ve 2. Dünya Savaşı’nda ölen askerler için bir anma alanı bulunur. 2008 yılında Almanya Parlamentosu tarafından yapının bir akademiye dönüştürülmesi kararı alınmış ve bu amaçla yapılan çalışmalar sonunda 13 Ekim 2011’de Alman Büyükelçiliği Yazlığı bir kültür rezidansı olarak hizmete açılmıştır.

Remax Ahenk’in Uzman Gayrimenkul Danışmanı Hizmetinizde ! Nasıl Yardımcı Olabiliriz ?
Powered by